in

Seaspiracy (Denizlerdeki Komplo) – 2021

Okyanus kirliliği hakkında neler biliyorsunuz? Aklınıza ilk olarak pet şişeler, çeşitli plastik atıklar mı geliyor? O halde bakış açınızı tamamen değiştirecek bir konuyu ele alalım bugün. Ali Tabrizi’nin yönetip başrolünü aldığı ve Kip Andersen’nin yapımcılığını üstlendiği Seaspiracy (Denizlerdeki Komplo) adlı belgeseli inceleyeceğiz. Ama öncelikle belgesel nedir, neden önemlidir, bu belgeseli özel kılan unsurların neler olduğunu açıklayalım.

Belgesel Filmleri Tanıyalım…

Belgesel filmler; belli konular üzerinde yapılan araştırmaların, sonuçlarının, estetik kaygılarla seyirciye yansıtılmasına dayanan sinema yöntemidir. 

Bu belgeseli önemli kılan unsurlara göz atalım. Ali Tabrizi okyanus kirliliğini ve okyanusun yok edilmesinin ardındaki gerçekleri aramaya çalışırken kan donduran bilgilerle karşılaşıyor. Birden tüm kanlı ellerin suçlamaları Tabrizi’yi buluyor.

Bu belgeselde anlatılanlar ise…

Okyanuslardaki yaşama hayranlık duyan bir film yapımcısının hikayesi bu. İnsanların okyanus kirlilği karşısındaki tutumlarını ve deniz canlılarına verilen zararı araştırırken karşılaştığı tüyler ürpertici gerçekler belgeselin konusunu oluşturuyor. Küresel boyutta korkunç bir yolsuzluk ortaya çıkıyor. Çaldığı her kapıda bildiklerinin yalan olduğunu öğrenen Tabrizi, bunu bir belgesel halinde tüm insanlığa aftediyor.

Bu belgeseli özel kılan durum ise şudur. Basit bir plastik karşıtı savunmanın arkasında bile devasa kartellerin hatta devletlerin olduğu bize gösteriyor. Güvenirlik sertifikaları var fakat bu sertifikaların arkasında bile sadece para olduğunu ayan beyan bir şekilde ortaya dökmektedir

.

Belgesel izleyicisine, gerçeklerin görünenden farklı olduğunu anlatmaya çalışıyor bu yapım. Güvenilir sandığımız çoğu şeyin aslında koca bir yalandan ibaret olduğunu bizlere açık açık söylüyor. Ve aynı zamanda, var olan ve engellenmeye çalışılan sorunların aslında gerçek sorunları kapatan maske olduğunu bizlere anlatmayı hedefliyor. Aynı zamanda okyanus kirliliğine de dikkat çekiyor.

Ali Tabrizi’nin Hikayesi

Plastik kirliliğiyle savaşmak dışında bir şeyler yapmak isteyen Ali Tabrizi Japonya’da Taiji bölgesine gider. Burada vahşice öldürülen yunusları ve bu durumu saklayan polisleri balıkçıları kayda alır. Artık durumun sadece plastik pipet ve pet şişeden ibaret olmadığını anlamaya başlamıştır.

Japonya’nın güney bölgesindeki bir giden Ali Tabrizi limanda sadece tek bir tür balık yakalandığını görür. Gezegenin en pahalı balığı olan mavi yüzgeçli Atlantik Orkinosu… Bu türü avlıyorlar ama göz ardı edilen bir gerçek var, türün dünyada sadece %3’ü kalmış durumda. Yunusların öldürülme sebebi bu toplu avın dikkat çekmemesini sağlamak olabilirdi.

Balıkçı limanında çıkarılan tek değerli tür orkinos değil sadece. Yüzgeçlerinden çorba yapmak için yakalayıp yüzgeçleri kesilen köpek balıkları vardı. Üstelik yüzgeçleri alındıktan sonra denize geri atılıyorlardı.

Orkinosları avlayan şirkete onay veren MSC şirketine ulaşmaya çalışıldığında cevap alamadı. Limanda avlanan köpek balığı ve orkinoslar için giden Ali Tabrizi sorularına cevap alamadan geri döndü. Herkes suçunu ortada işleyip suç yokmuş gibi saklandılar. Tek bir yunus bile yakalandığında verilmeyen “Yunus güvenli sertifikası” nerdeyse bütün balık satan firmalara veriliyor. Artık lisansların da bir güveni kalmamıştı.

Gerçek Bambaşka…

Bütün sosyal medyada, her tartışma konusu çıktığında tek sıkıntı pipetler ve poşetlermiş gibi gözüküyor. Oysa gerçek sorun okyanusun %46’sını kirleten balıkçı ağlarıdır. Tabi buna balıkçıların attığı diğer atıklar dahil değil. Devlet de dahil bütün kurumlar bu olaya çıkarları için göz yumuyorlar.

Her gün dünyayı 500 kere saracak kadar misina kullanılan bir sektörden bahsediyoruz. Böyle bir kirlilik var fakat kimse bunun hakkında Doğrusu 2048 yılında okyanus tamamen boşalmış olacak.

Önde gelen çevreci kuruluşların hepsi pipetlere ve poşetlere dikkat çekiyordu. Ama hiç biri balıkçılığın bu denli büyüyüp kontrolden çıkmasının önüne geçmek için hareket etmiyordu. Plastik pipetler okyanustaki çöpün sadece on binde 3’ü idi.

Çözüm arayışına giren Ali Tabrizi sürdürülebilir balıkçılığın üstüne gider. Belirli kuruluşlarla görüşmelerinden hiçbir cevap alamamıştı. Bir garantisi yoktu, tüketici hangi balık sürdürülebilir bir şekilde avlanmış nerden bilebilirdi ki? Üstelik lisanslar parayla rahatça alınabiliyorken…

Avrupa parlamentosuna giden Ali Tabrizi sürdürülebilir balıkçılığın tanımını öğrenmeye çalıştı ama maalesef aldığı bir cevap yoktu. Zamanla gelişen teknolojiyle balık aramak için başka yerlere giden dev balıkçı filoları gelişmemiş bölgelerdeki balıkları çalıyorlardı. Teknolojik olarak bu büyük devlere yetişemeyen insanların savaştan başka çaresi ise maalesef kalmıyordu.

Asıl Problem Pipetler Değil Daha Fazlası

Gerçeklerin karanlıkla örtülmüş yüzüne bakarsak; sürdürülebilir balıkçılıktan tutun, güvenilirlik sertifikalarına kadar her şey, tekellerin eline geçmiş para kaynağı olarak gözüküyor. Çıkarlara ve pazarlara hakimiyet için, yeri geldiğinde sadece lüks olsun diye işlenen günahlardan başka bir şey değildir. 

Denizlerimizin ve okyanslarımızın onca sorunu varken, göz önünde tutulanın sadece pipetler ve poşetler olması çok ironik bir durumken, çevre koruma örgütlerinin (işini hakkıyla yapan istisnai kuruluşlar hariç) hiçbirinde dev bir endüstriye dönüşen balıkçılıktan bahsedilmiyor.

Gerçeklerden bahsedenlerin önü bir şekilde kesiliyor. Güvenilebilir dediğimiz kurumlar bir yandan korurken bir yandan okyanusun yok olmasını destekliyorlar. Bu belgeselde anladığımız tek şey hepimiz karşı çıkmazsak engellemeye çalışmazsak maalesef 2048 yılına kadar koruyabileceğimiz bir okyanusumuz kalmayacak.

İnstagram

Anasayfa

CONTROL ÇÖKME SORUNU ÇÖZÜM

Telefonumun Pil Sağlığını Nasıl Korurum?